İNSAN VE ÖZGÜRLÜĞÜ ÖNÜNDEKİ ENGELLER - Selma Soyak

BÖLÜM:1

Modern dünyada veya diğer deyişle, yaşadığımız yüzyılda tüm halklar tüketim zinciri ve iletişim ağı içerisine kendi rızalarıyla yerleştirilmiş ve yerleşik biçim almış durumdalar. Özellikle milenyum çağı yaygaraları ile başlayan 2000”li yıllarda bu yerleşim insan aklını da kandıran bir hız kazandı. Bu hıza kapılan dünya halkları giderek aynılaşırken önce geçmişlerini, ardından da geleceklerini iletişim ağlarına teslim ederek; zevkleri, eylemleri, yaşama biçimleri de tek bir tornadan çıkmışçasına aynılaşmaya başladı. Artık sermaye odakları tarafından yaratılan üretim-tüketim zincirindeki adeta robotlaşmış insanlar birbirine çok benzer şekillerde giyiniyor, çeşitliliği azaltılmış eğlence biçimlerinden herhangi birisi ile yaşamlarını renklendirdiklerini zannediyor; düşünce sistemlerinde sığlığa doğru açılırken, kendi dışındaki ilim ve teknik boyutlu gelişmelerin neler olduğunu bile sorgulamadan delice alkışlıyor.

Sağlık sektörü insanlığın sıradanlaştırılmış bu yaşam biçimlerine, insanın yaşam ve ölüm arasındaki korkularını her türlü ticari boyuta uzanabilen araştırma ve geliştirme çabaları duyuruları ile sevindirme ve korkutma eylemleri birleşimi ile müdahalelerde bulunmaya başladı.

 Aslında korku ve sevinç arasındaki bu insancıl git-gel’lerin tek günah keçisi asla tıp sektörü değildir. İnsan ruhunun korkular karşısında çeşitli boyutlara ulaşan duyuş ve içsel davranış biçimleri büyük olasılıkla tıp sektörünü de şekillendiriyor olamaz mı? Üstelik bu sektörün tepeden aşağıya tüm kadroları da tüm diğer insanlar gibi korku ve sevinç arasındaki git-gel’leri yaşayanlar olabildiklerine göre, onları da diğer insanlardan ayıran bir başkalığın olabileceği zaten düşünülemez. Böylece bütün insanları tıbbın psikoloji ve psikiyatri dahil bütün kollarını da içerisine alarak sevinç ve korkular karşısında her bir insanın kendi git- gel’lerini yaşayacağı veri olarak göründüğüne göre, artık sevinç ve korkunun insanın ruhsal dengeleri üzerinde aynı sonuçlara doğru uzandığını kabul etmek çok da güç olmasa gerek.

 Nasıl oluyor da, korku ve sevinç kişisel özgürlüğü engelleyen birbirine taban tabana zıt iki duyuş olabiliyor?.. Nasıl oluyor da, bu iki zıt duyum insanın özgür davranış modellerinin önüne aynı ağırlıkta kocaman bir engel olarak çıkıyorlar; hiç düşündünüz mü?

İNSAN DENEN VARLIK, ÖNCEDEN SAHİP OLDUĞU, KAZANDIĞI VEYA KAZANMAYI DÜŞLEDİĞİ BÜTÜN MADDİ VE MANEVİ OLGULAR KARŞISINDA SÜREKLİ OLARAK KAYBETME KORKUSU İLE YAŞAR. Öyle ki, bu korkular onun kesin olmasa bile, yüksek olasılıklı ihtimaller nedeniyle özgür davranışlarının pek çoğundan geri durmasına, kaçınmasına neden olur. Pekiyi ya sevinçlerin etki-tepki mekanizması nasıl çalışıyor dersiniz ki? Şöyle bir dikkatle bakarsak insanın yaşamakta olduğu sevinçlerin hemen ardında da özgürlüklerini engelleyen korkuları görmez misiniz? Örneğin, elde ettiği maddi veya manevi bir kazanımla sevinen insan, bu kazanımı kaybetmemek korkusunu hep yüreğinde taşırken özgür olabilir mi?

BU AÇIDAN BAKILINCA DOĞRUDAN KORKU İLE DOLAYLI KORKU ARASINDA HİÇ FARK OLMADIĞI GÖRÜLEBİLİYOR. Örneğin, içinde yolculuk ettiğiniz uçağın hızla düşmekte olduğunu fark ettiğinizde yaşayacağınız doğrudan korkudur. İçinde yolcu olarak yer almadığınız, sevdiğiniz birilerinin içinde bulunmadığı bir uçağın düşmesi ve tüm yolcuların ölmesi halinde duyduğunuz rahatlama “iyi ki ben içinde değildim” biçimindeki bilinçaltı sevinç, korkunun ikiyüzlülükle örtülmüş dolaylı hali değil midir? Bu kaba saba örneklerde görülenler, insan ruhundaki sevinç ve korku algılamalarının sonunda eşitlendiğine iyi bir örnek değil midir? Ve bu eşitlik söz konusuysa korkunun engellediği özgürlüklerin sevinçlerle, sevinçleri kaybetmemek adına da engelleneceği apaçık ortada görünmüyor mu?

Görünen bu aslında… Ve korku ile sevinçlerin özgürlükleri nasıl engellediklerini örneklerle açığa çıkarabilmek, kişisel özgürlüklerin engellerden nasıl atlayıp geçebileceğinin iyi bir açıklaması olacaktır.

1. Bölümün Sonu

 

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 3.228.10.17
Tarih: 24.9.2020
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com