SALGINDA GELİNEN NOKTA - Selma Soyak

Son yaşadığımız virüs salgınına sosyolojik yapılanma açısından baktığımızda toplumumuzun örf ve adetlerinin nasıl da sorgulama mantığının dışında yer almakta olduğunu açıkça görebiliyoruz. Sağlık alanında yeterliliği sınanmış bilim insanları haftalardır salgınla mücadelede halka yol gösterecek uyarılarda bulunuyor ve yaklaşan tehlikeyi işaret ediyorlar ama sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmekte ısrarlı davranan insanlarımız salgının artık katlanarak büyümeye başlamasının ana nedeni oluyorlar.

Toplumların bir yönüyle doğal afetleri karşılamasındaki ve bunlara karşı verdiği ayakta kalma mücadelesindeki davranışları daima o toplumu yönlendiren örf ve adetlerin bir devamı oluyor. Yaşadığımız salgında bu etkiyi hep birlikte en açık biçimde görmeye başladık. Salgının tam ortasındayız ama ne düğünlerden ne askere uğurlama törenlerinden asla vazgeçilmiyor. Sosyal mesafe kuralı bu iki olguda varsayılmıyor nedense. Bu olgular halkın eğitim seviyesinin devamı olarak vur patlasın çal oynasın biçiminde hayata geçiriliyor. Üstelik ekonomik krizin salgından da tehlikeli bir biçimde toplumu sarsmaya başlaması halkın umurunda bile değil. Devletin yönetenler sürekli tedbirler sıralamak zorunda kalıyorlar. Gelişmiş ileri toplumlarda rastlanmaması gereken tedbirlere şahit oluyoruz. Eskiye bu denli bağlılık neden acaba? Son yılların değişen yaşam biçimleri üstelik de halkın kendi istekleri doğrultusunda yeniden şekillenmişken bu gerçekleri eski örf ve adetlerle uygulamaya sokan insanlarımız tüm sorgulama mantığını bir kenara atıveriyorlar. Örneğin ülkemizde askerlik bedeli askerliğe dönüşmüş sıradan bir meslek biçimini almış ama bedelli askerliğe giden delikanlı bile “asker uğurlama törenleri” ile gönderiliyor. Bırakın sosyal mesafeyi hepsi iç içe kucak kucağa askere gideni havalara atıyorlar. Bir diğer ilgi çekici uygulama da ekonomik krizin giderek ağırlaştığı bu dönemde düğünlerin bütün hızıyla devam etmesi. İnanılır gibi değil yani.

Her türlü basın organında ekonomik kriz altında her geçen gün daha fazla ezildiğini bağıra çağıra anlatan halk, sıra gençlerin evlenmesine gelince harcamada sınır tanımaz hale geliyor. Aman çocuğum incinmesin zaten bir kerelik masraf düşüncesi zaten sorgulama alışkanlığı olmayan halkın adeta aklını başından alıyor. Ekonomisi çok zayıf aileler bile nişan, kına gecesi, kızlı oğlanlı ayrı toplantılar halinde bekârlığa vedalar, en sonunda düğün derken, alınan kredilerin ödenemediği bataklığa düşüyorlar. Tam bu dönemde çift yönlü rezalet yani.. Hem giderek yayılan virüs salgınının bu toplantılardaki denetimsiz yakınlaşmalar nedeniyle tırmanışa geçmesi, hem de işsizlik-parasızlık-çöküşün yaşandığı bu ağır ekonomik krizde insanların mutluluklarına katkısı olmayacağı gibi toplumsal faydası da olmayan bu toplantıların aileleri yoksullaştırması gerçeği açık açık ortada görünüyor. Sonra gazete haberlerine bakıyoruz, halkın adeta salgın yokmuş gibi vur patlasın çal oynasın biçiminde yaşamasının bedelini sağlık emekçileri artan bir iş yükü ve ölüm tehdidiyle hiç durmadan ödüyorlar. Ve doğal olarak devletin sağlık işlemelerinde adil olmayan ücretlerle hâlâ halkın gönüllü yardımcısı konumundaki sağlık emekçileri hem salgının kurbanı olarak yaşamlarını kaybederek hem de yaşadıkları işgücü ve strese dayanamayarak görevlerinden istifa ederek hızla azalıyorlar.

DAHA BİR KAÇ AY ÖNCESİ HER GECE BALKONLARA ÇIKIP SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ ALKIŞLAYAN HALK NEREDE?

Yaz geldi, düğün dernek, asker masker derken salgını da, her biçimde hayatlarını hiçe sayarak yardımınıza koşan sağlık emekçilerini de unuttunuz gibi görünüyor. Bu yanlıştan dönmek için keşke geriye dönük sorgulamalar yapsa herkes içinde. Belki o zaman yaklaşan iki büyük tehlikenin farkına varırlar:

1 – Salgının yayılım hızı artıyor, sağlık yatırımları daha şimdiden yetersiz noktaya ulaşmış gibi. Geçtiğimiz bahar aylarında salgınla mücadelede ülkemizin gösterdiği söylenen başarı bu defa elde edilemeyecektir.

2- Zaten dünyayı saran ekonomik kriz ve ülkeler ekonomilerinde yarattığı kırılma etkileri, salgınla birlikte dev boyutlara ulaşmıştı. Özellikle kırılgan yapılı ekonomiye sahip ülkemizde salgının ikinci dalgası çok derin ve toparlanamaz etkiler yapacaktır. Bu da her zaman olduğu gibi halkın en fakir kesimini etkileyecektir.

Toplumumuz bunları ne zaman fark edecek acaba? Bu iki tehlike gerçeğe dönüşmeye başladığında bağırıp çağırma, her şeyi elinde hazır bulmuş insanların kolaycılığı olur. Oysa artık zor bir döneme doğru gidiyoruz ki uzun yıllar etkileri sürecek bir fakirleşmeyi neden isteyeceksiniz ki? Bir bakarsınız dün sizi güldüren her şey yarın ağlama sebebiniz olur.

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 34.236.245.255
Tarih: 31.10.2020
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com