DÖNÜŞTÜRÜLMEK İSTENEN İNSAN İLİŞKİLERİ Mİ YOKSA? - Selma Soyak

Bir yandan Covit 19 salgını devam ediyor diğer yandan tüm dünyayı saran aşı savaşları. Kapitalizmin güçlü yerleştiği ülkelerde çeşitli aşı denemeleri şu sıralarda sonuca ulaştı ve dünyanın birçok ülkesinde devletler aşı üreten ülkelerden satın aldıkları aşılarla halklarını buluşturarak mümkün olan en çok sayıda vatandaşlarını aşılayarak virüs salgınının bulaşıcılığının önlenmesine çalışıyorlar. Aşılamaların gölgesinde halklardan istenen “insanların aşı olmalarına rağmen maske takma ve sosyal mesafe kurallarına uymaları”. Bu iki şartbile insanlar arasındaki ilişkileri asgari düzeye indirdi.İnsanlar maske takmalarına rağmen ısrarla birbirlerinden uzak duruyorlar hattâ istenen sosyal mesafenin bile çok çok uzağında. Birbirlerinin evlerine gitmiyorlar, birlikte oturup sohbet etmiyorlar. Salgının bitmesini bekliyor gibiler. Bu noktaya kadar sanki her şey normal gibi görünürken büyük sermaye şirketlerinin yönetimlerinden çalışanlarıyla ilgili alınmış bir karar basına aksetti. İşte bu kararlar sanki salgının insanları birbirinden ayırdığı yetmemiş gibi, insanların kendi yalnızlıklarıyla boğuşmaları yönünde bir ağır adım daha oldu.Kapitalizm salgın nedeniyle durakladığı bu evrede geçmiş bir yılın zararlarını kapatmak, yeniden güçlenerek dünya piyasalarında devleşebilmek için tasarruf tedbirlerini plânladı. Bugüne kadar büyük sermaye kuruluşları ne zaman tasarruf tedbirlerine başvursa, işçilik giderlerinin azaltılması yönünde çalışmaların başlayacağını herkes biliyor zaten. Şimdi bir holding 35.000 çalışanının salgın bittikten sonra da evden çalışacağını, ofislerin kapatılacağını duyurdu. Bu kararın arkasında hangi işçilik giderlerinin eksiltileceğini birbiri ardına sıralayabiliriz. Ofisler kapanıp ofis çalışanları evlerinden (günün moda deyimiyle home ofis) çalışmaya başladığı zaman ofis kiraları, çalışan servisleri, çalışanların öğlen yemekleri masraf kalemlerinden eksilecek. Çalışma binalarının elektrik, su, doğalgaz, telefon, internet, tamir bakım vs., asansör bakım giderleri, binaların temizlik giderleri, binaların özel güvenlik giderleri, bilgisayar servisleri ortadan kalkacağı için çok önemli ölçüde tasarruf sağlanacak. Ancak büyük sermaye bu tasarrufları sağlarken iptal edilecek bu çalışmaları yürüten küçük şirketler yani taşeron şirketler topluca kapanacak ve tabii ki bunların çalıştırdığı işçiler işsiz kalarak salgının ardından giderek büyüyen işsizler ordusuna katılacaklar. Taşeron işletmeler gerçeği 1990 ların sonunda kapitalizmin büyük sıçraması kapsamında doğmuş suni büyümeyi yaratmış işletmelerdi. Şimdi kapitalizmin dönüşümünde, geri çekilerek yeniden büyüme hamlesine geçebilmek amaçlı küçülmenin doğal ilk kurbanları olacaklar. Bunların dışında diğer küçülmeler büyük şehirleri saran gökdelen plazaların, genel müdürlüklerdeki beyaz yakalı çalışanların ev-ofislerde çalışmaları nedeniyle boşaltılması şehirlerin boş binalarla donanması anlamına gelirken, belki de ekonomilerin lokomotif sektörü olan inşaat sektörünün yeni bir hamlesine neden olacak. Kim bilir belki bu defaki kentsel dönüşüm inşaat şirketlerinin gökdelenleri yıkarak yatay mimariye geçiş modeli olarak yeniden şehirlerin ortalarında kenarlarında az katlı genel müdürlükler inşaatına girişimleri biçiminde olacaktır. Bizimki şimdilik sadece faraziye.. Ama bilinmez ki..Gökdelenlerdeki şirket genel müdürlüklerindeki beyaz yakalar ev-ofis çalışmaya döndürülünce evvelce şeflere, müdürlere, genel müdür yardımcılarına tahsis edilen şirket arabaları şirket malıysa satılarak elden çıkarılacak, kiralık araçlarsa kiralayıcı şirket iade edilecek. Genel müdürlükler bu giderlerden de kurtulacak ama bu hamle ile leasing (kiralama) şirketleri batarken, şirketlerin azalttığı binek aracı sayısı nedeniyle otomotiv sektörü çökecek. Yani yine işsizler ordusuna yeni girişler diyelim. Buraya kadar üstünkörü anlattıklarımız sadece büyük şirketlerin tasarrufuna yararken işsizliği körükleyen tedbirler. Ama daha acıklı olan ev-ofis çalışmalarının insan psikolojisinde yaratacağı depremler. Sabah işyerlerine gitmeye alışmış insanlar evden çıkmayarak çalışma masası haline getirecekleri bir eşyanın başına geçerek şirketlerine karşı vermiş oldukları çalışma ahitlerini yerine getirmeye çalışacaklar. Haftanın beş günü iş yerlerinde çalışma arkadaşlarıyla ara ara konuşup asgari düzeyde bilgi ve görgü aktarımı yapmaya alışmış insanlar evlerinde on-line çalışırken bekârsa yapayalnız olacak, evliyse her gün eşiyle burun buruna kalarak yıpranma sürecine girecek. Memurların evleri genelde ortalama bir küçüklüğe sahip olduğu için eşler arasındaki mesafe azalarak yıpranma katsayısını doğal olarak arttırır. Bunun üzerine bir de sokağa çıkmayan çalışanların işe gidiyorlarmış gibi düzenli giyim ve bakımda olmayıp, hem bireysel hem de evliler için birlikteliklerin albeni ve özçekim zedelenmelerine uğraması ve birlikteliklerin büyük çoğunluğunun ayrılıklara dönüşmesi kaçınılmaz olacak. Giyim, kuaför, çanta ayakkabı ve aksesuar sektörleri gerileyecek. Moda, sitilistlik gerileyecek. Çünkü hepimiz biliriz ki modern toplumlarda giyim, kişisel bakım ürünleri hep insanın görsel ve görülme ihtiyacını tatmin mekanizmalarına hizmet eder. Evde oturan, topluluklara girmeyen insanlar bu mekanizmaların dışına çıkar, psikolojik yenilgiye teslim olurlar. Kendi içine dönen insanların düşünme, merak etme yetenekleri de körelir. Bu teslimiyetçi insan yapısı artık toplumları geriletmeye doğru yol alır. Kapitalizmin dönüşümü için dev sermaye gruplarının küçülerek yeniden toparlanma modeli olarak düşündükleri bu metot yoksa evlere tıkıştırılan, teslimiyetçi hale getirilen insanların daha iyi yönetilebilir olmalarını hedeflediklerinden olabilir mi?

İNSANLARIN EV-OFİS ÇALIŞMALARI, ONLARIN HAYATIN MEKTEBİ SAYILAN SOKAKLARDAN UZAK KALMALARINA NEDEN OLURKEN, HEM FİKRİ GELİŞMELERİNİ ÖNLEYECEK HEM DE AZ ŞEY BİLEN TESLİMİYETÇİ İNSANLAR OLMALARINI SAĞLAYACAKTIR.

Dünyanın büyük sermaye grupları böylece hem şirketlerin ekonomik tasarruflarını sağlayacak, hem de çalışan nüfusu birbirinden izole ederek bilgi alış verişini yapamayan teslimiyetçi emekçiler oluşturacaklarını düşünüyorlar. Belki de bu çok yanlış bir hesaptır. Evlere tıkıştırılarak en başta merak duyguları öldürülen, birbirleriyle görüşemeyen, bilgi alış verişi yapamayan, giderek içe dönük hale gelerek aptallaşacak çalışanların ne kendilerine ne çalıştıkları şirketlere ne de içinde yaşadıkları toplumlara faydası olur. Amaç giderleri azaltırken emekçileri de daha kolay idare edilebilir hale getirmekse bu iki amaca ilk etapta ulaşılır belki ama ev-ofis sistemiyle evlere tıkılarak aptallaşan insanlar bir sonraki etapta hatalı çalışmalarıyla daha büyük giderlere, hasar ve zararlara neden olurlar. Aptallaşan toplumlar toplumsal gelişmeleri de sekteye uğratır. İnsan ilişkileri böylece sıfırlanan toplumların ulaşacağı kültürel dağılma da cabası.. Bekleyip göreceğiz.

Selma Soyak

11 Şubat 2021

 

 

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 3.238.250.105
Tarih: 21.04.2021
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com