GÜNÜMÜZ DÜNYASINA VE TÜRKİYE’YE BİR BAKIŞ - Ali Can

Toplumlarda ekonomik eşitsizliğin insan üzerinde büyük biyolojik ve fizyolojik yıkımlar yarattığını ortaya koyan yeni araştırmalar dehşet verici.Düşük sosyo-ekonomik durum,beynin fizyolojisini bozuyor, kronik iltihaplanma yaratıyor, kromozomal yaşlanmayı hızlandırıyor, daha erken yaşlanmanıza ve hasta olmanıza neden oluyor.”

2018 verilerine göre dünyadaki küresel servetin %82’si nüfusun sadece %1’inin elinde.Buna karşın kapitalist dünyada ne söyleniyor:Tüm insanlar eşit yaratılmıştır!

Dünya genelinde çatışmalar, savaşlar ve küresel ısınma, kitlesel göçlerin yanı sırayetersiz beslenmeyi de beraberinde getiriyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO)yaptığı bir çalışma, savaşlar ve iklim değişikliğinin yol açtığı felaketler nedeniyle dünyada 113 milyondan fazla insanın “akut açlık” yaşadığını ortaya koydu. FAO 2019 küresel raporunda, dünya nüfusunun üçte ikisinin açlık riskine maruz kaldığını belirtiyor.

Dünyada 59 milyon çocuk eğitim hakkından yararlanamıyor. Dünyada her 10 çocuktan birisi işçi olarak çalışıyor. Yine dünyada 5-17 yaş öbeğindeki 154 milyon çocuk, işçi olarak çalışıyor. Bunların 95 milyonunu erkek çocuklar, 64 milyonunu ise kız çocukları oluşturuyor. Her yıl 10 -12 bin çocuk iş cinayetinde yaşamını yitiriyor.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan küresel silahlanma raporunda, dünyadaki savunma harcamalarının 1 trilyon 739 milyar dolara yükseldiği belirtiliyor.

Küresel açlık endeksine baktığımızda, dünyada yaklaşık 815 milyon insan açlığın pençesinde kıvranıyor. Her beş saniyede bir bebek açlıktan ölüyor. Dünyada bunlar ve de daha fazlası olurken ülkemizde ne oluyor bir de ona bakalım:

Türkiye’de mesleki eğitim adı altında çocuk işçilik yasal duruma getirilmiştir.  Binlerce çocuk “çıraklık” adı altında ucuz işgücü olarak sömürülmektedir. Türkiye’de 2015 yılında çırak işçi sayısı 245 bin iken bugün çırak işçi olarak çalıştırılan çocuk sayısı bir milyonu aşmış durumdadır. Ülkemizde 600 bin civarında çocuk kayıt dışı işçi olarak çalıştırılmaktadır. Bu çocukların %57.1’i tarımda; %27.1’i hizmet sektöründe ve %15’i de sanayi sektöründe çalıştırılmaktadır.

Türkiye’de 22 milyon kişi yeterli besini alamıyor ve bir milyon kişi yatağa aç giriyor. Tarım istihdamı son on beş yılda %35’lerden %18’lere indi.

Türkiye’deki 69,9 milyar dolarlık özelleştirmenin 61,7’si son 17 yılda yapıldı. Türk Telekom, kâğıt fabrikaları, şeker fabrikaları, tank palet fabrikaları vd. gibi stratejik ve ekonomik değerler heba edildi.

Yine bu dönemde 1 trilyon dolar kaynağın haksız biçimde iktidara yakın kuruluşlara aktarıldığı uzmanlarca belirtiliyor. Yap işlet devret projelerinde ne kadar para harcandığının, devletin bütçesinden ne kadar garanti ödendiğinin de bilinmediği vurgulanıyor.

İşsizlik tarihi rekorlar kırıyor yine bu dönemde; %15’lerde. Üstelik bunlar resmi rakamlar. İş aramaktan umudunu kesmiş kişiler bu sayının dışında. Yani resmi rakamlara göre 5 milyon civarında insanımız işsiz. Genç işsizliği daha da beter; %27’lerde.1988-2002 arasında ortalama işsizlik oranı %8.  2002-2018 arası ortalaması ise %10,7.  Ocak 2019’da işsizlik oranı %14,7’ye çıktı ve işsiz sayısı bugün 7 milyona ulaştı.

Yine bu iktidar döneminde 22 bin işçi iş cinayetleriyle yaşamlarını yitirdiler. Her 100 çalışanın yalnızca 14’ü sendikalı. Yani ülkemizde ne yazık ki sendikalaşma oranı yüzde 14 gibi düşük bir düzeyde.

Türkiye’de 2019 yılı itibariyle 129 devlet, 72 vakıf olmak üzere 201 üniversite ve 5 vakıf yüksek okulu bulunuyor. Açık öğretim programıyla birlikte öğrenci sayısı 7,5 milyon olarak hesaplanıyor.2002 yılında devlet üniversitelerinde 120 öğrenciye 1 profesör, 2018’de 157 öğrenciye 1 profesör düşüyor. Dünya Ekonomi Forumu’nun 2017-2018 döneminde, yüksek öğretim eğitim sistemi kalite endeksinde Türkiye 137 ülke arasında 101. sırada yer aldı. Matematik ve fen bilimleri eğitim sıralamasında ise Etiyopya, Gambiya gibi ülkelerin arkasında kalarak 104. sırada yer aldı.

Buna ek olarak son yıllarda üreten, uluslararası değerde, eğitimli insanlarımız ülkeyi terk edip batı ülkelerine gidiyor. Bu göçün son yıllarda %63 oranında arttığı raporlarla saptanmış durumda. 2016’da yurt dışına göç eden yurttaşlarımızın sayısı 69.326 iken, 2017 ‘de 113.326’ya yükseldiği öne sürülmüştür.  Bu göçün maliyetinin 220 milyar dolar olduğu da belirtiliyor.

2017 yılında beş binden fazla milyoner,13 yılda ise 13 bin girişimci ve işveren Türkiye’yi terk etmiş. ABD’de konut sahibi olan Türklerin sayısı 2015’te bin iken 2016’da 6 bine yükselmiş.

2012’de doğan her çocuk 1963 dolar borçla dünyaya gözlerini açarken 2018’de bu rakam 5.513 dolara yükseldi. Ülkenin toplam borcu 444,8 milyar dolar. Bunun 298,3’ü özel sektör (önemli bir bölümü hazine garantili), 146,5 milyar doları da kamuya ait. 2018 yılında dış borcun ulusal gelire oranı %56,7 ile tarihi bir rekor kırdı. Hani diyorlar ya “ekonomimiz uçuyor”, gerçekten uçuk bir durum! Bir başka ifadeyle söylersek; 2002’de Türkiye’nin her 100 TL’lik gelirine karşın 94 TL. borcu varken, 2018’in üçüncü çeyreği itibariyle bu rakam her 100 TL. gelire karşı 120 TL borca yükseldi.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2003-2018 yılları arasında 317 milyar 9 milyonTL. açık verdi. Sadece 2018 açığı 15 milyar 750 milyon 645 bin TL. Bu da Kurum tarihinin rekoru.

Türk-İş’in, “Mayıs 2019 Açlık ve Yoksulluk Sınırı İstatistikleri”ne göre: Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapacağı gıda harcaması tutarı 2.123,93 TL. Gıda harcamasına ek olarak giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri gereksinimler için yapılacak harcama tutarı ise;6.918,33 TL. Türk-İş Araştırma Dairesi ilk oranları açlık sınırı, ikinciyi ise yoksulluk sınırıolarak nitelendiriyor. Yani,şu anda 2.020 TL. olan asgari ücret dikkate alındığında asgari ücretliler açlık sınırından daha az bir ücretle çalıştırılıyorlar. Türkiye’de çalışanların %45 kadarı asgari ücretle çalışıyor maalesef!

TÜİK’in 2017 verilerine göre nüfusun en düşük gelir grubunu oluşturan %20’lik dilim, milli gelirden sadece %6.3 pay alıyor.En yüksek gelirli %20’lik dilim ise toplam gelirin %47.4’üne sahip.

2012 yılında 41,2 milyon hektar olan toplam tarım alanı, 2018’de 37,8 milyon hektara geriledi. Dünyada tarımda kendine yeten yedi ülkeden biriyken şimdi tarım ürünleri ithal eden konuma düştük.

Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke içinde 157. sırada, bizden sonra Kuzey Kore var. Mayıs 2019 itibariyle 142 gazeteci tutuklu. Son bir yılda 74 gazeteci çeşitli suçlardan dolayı toplamda 256 yıl hapis cezasıyla yargılanıyor. Ülkede medyanın %95’i iktidarın denetiminde.

İçinde yaşadığımız dünyanın egemen üretim biçimi kapitalizmdir. Bu sistem uzun zamandır sıkıntıda ve bu nedenle giderek vahşileşiyor. Bunun sonucunda tüm dünyada toplumsal,ekonomik ve siyasal bir karmaşa ve huzursuzluk var!

Başka bir dünya mümkün, yeter ki bilelim ve isteyelim!

 

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 54.161.118.57
Tarih: 17.7.2019
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com