EGE'YE GÖÇ PLANLARI [2] - Selçuk Atalay

“İnsanın hikayesini bu hayatta neler yaşadığı değil

Yaşadıklarını kendine ve dünyaya nasıl anlattığı belirler”.

 

        İnsan beyninde 1 milyardan fazla nöron olması gerçeği bizleri dehşetli şaşırtır. Ancak böbreklerimizin her birinde bulunan 1 milyondan fazla nefronun günde -insandan insana değişmekle birlikte- ortalama 4-5 kez kanımızdan temizleyip, ondan ayırdığı fazlalıkları tuvalete göndermesi nöronlar kadar ilgi uyandırmaz. Nefronların hazırladığı “çiş”in karşılığı, nöronlar için nedir diye sorduğumuzda, kitlelerin geneli için belki de nöronların yetersiz bir performans gösterdiği düşüncesine kapılabiliriz. Ancak bu nokta da nöronların sadece düşünsel faaliyetleri değil, duygusal faaliyetleri de yürüttüğünü, hatta daha ziyade duygu yüklü nöronlar olduğunu unutmamalıyız. Evet insan “düşüncesi” her zaman bir duygu yükü taşır. Haydi bir adım daha atalım: Düşüncelerimiz duygularımızdan bağımsız olmadığı gibi, duygularımızın rasyonel anlatımlarıdır.

        Ve insan akıl ve beden sağlığını korumaya ilişkin bir yatkınlığa, mekanizmalara sahiptir. Son araştırmalar stresin, anksiyetenin, kendisini somatik hastalıklara nasıl tercüme ettiğini (somatizasyon) bize açıkça göstermektedir. Kendisini korumaya kodlanmış olan (bütün diğer canlılar gibi) insan, kendi fıtratına (kısaca böyle söyleyelim) uygun olmayan kent hayatını, kendisiyle barış halinde, ruh ve beden sağlığını yitirmeden sürdürebilmek için kendisine birçok açıklama getirir. Bu açıklamamaların hiçbirinin durumunu açıklamaya yetmemesi gerçeğinin üstü, herkesin kendisi gibi olduğu duygu/fikri ile örtülür.

        Kahredici bir rekabet, hız, kaygı ortamının içinde çabalayan kentli orta sınıflar; genel olarak korkak ve sinik, kendi pozisyonlarını korumak adına ahlakçı ve ucuz hesaplar içindedir. Hayatlarının çok önemli bir bölümünü kentlerde -devlet, özel şirket ama mutlaka bankalar için çalışarak- geçirmelerine rağmen, kentlerden kurtulma planları nöronlarının bir köşesinde sıcak bir ışıltı olarak parlar. Deniz fenerleri gibi ışıldayan bu nöronlar, emeklilik durumları ile birlikte rasyonel göç planlarının mutfağına dönüşür.

        Plan üç aşağı beş yukarı önemli derecede ortak noktalar içerir: Bir sahil kasabasında tatlı bir ev, balıkçılık malzemeleri, akşam yürüyüşleri, kitaplar, sağlıklı yiyecekler, küçük bir bahçeyle ilgilenmek, stresten uzak bir hayat… İnsanın doğumuyla birlikte genlerinde önceki kuşaklardan aktarılmış cennet/cehennem ikilemi mevcut görünüyor. İşte “Ege’ye göç” bu noktadan bakarsak, kişinin cennete kaçması ya da (Ortaçağ Katolik kilisesi dönemi benzeri) cennetin satın alınması olarak görülebilir.

        Orta sınıf mensubu insanların, kent cehenneminin içinde 24 saatleri üretim ve tüketim aksları üzerine oturtulmuştur. Hafta içi (genellikle cumartesi dahil) gündüzleri üretimin içinde yer alan bu gruplar, akşamları ve hafta sonları da tüketime örgütlenmişlerdir. Özel mülkiyet ve hiyerarşi düzeneklerinin içinde kaygıyla yıllarını geçirirlerken, kentin “varoşlarına” ait insanlarla çok az temasa girerler. “Varoşların insanları” onların çöplerini toplar, güvenliklerini sağlar, evlerini temizler v.b. Kendilerine benzemeyen insanlarla görüşmekten tedirgin olurlar. Kırmızı ışıklarda dilenen ya da arabalarının camlarını silmeye çalışan “kentin artıklarına” bakmaya bile zor dayanırlar. Kentin neresinde ne yaşadıkları konusunda hiçbir fikirleri olmamakla beraber Suriyeli göçmenlerden nefret ederler. Ve AVM’ler: Onların çocukları ile birlikte bir çeşit ayine dönüşmüş olan alışveriş ritüellerinin kutsal mekânlarıdır.

        Şimdi burada görelim ki; kendi cehennemin içinde cayır cayır yanan, azaplar içinde kıvranan bu insan; tüketim kültürüne, hiyerarşik akla ve özel mülkiyet ideolojisine sıkı sıkıya örgütlüdür. Bu düzenekler, sermayenin kendi düzenini sürdürmek (çok kestirmeden söylediğimi biliyorum ama kabul edelim ki çok uzun konu) için orta sınıfa pazarladığı, orta sınıf tarafından içselleştirilmiş yaşama kültürü/ideolojisidir. Ve ne yazık ki Ege’ye göçerken kendisiyle birlikte, cehenneminin odunlarını yani ideolojisini de cennetine taşıyacaktır.

        Kimse merak etmesin… Korkulacak bir şey yok! Zaten onu bekleyen sahil kasabası da benzer bir donanımla hayatını sürdürmektedir. Ege’ye göçen orta sınıf insanlarımızın ev seçerken ilk soruları, “en yakın alışveriş merkezinin nerede olduğu” olacaktır. Ama ne güzel ki bunu insanlara da sormaya gerek yok artık. Google Map en yakın kutsal mekânların yerlerini hemen gösterecektir.

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 18.204.227.250
Tarih: 24.10.2019
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com