MESELA... - Faruk Haksal

Siyaseti; rakip bellediklerinizin kuyusunu kazarak değil; onlardan daha becerikli, daha yararlı, doğru ve dürüst olduğunuzu yaşamın pratiği içinde kanıtlayarak yapabilirseniz; size adam derler; hem de büyük bir adam.

Tersine bir yola saparak yürüyüşünüzü sürdürürseniz kötünün de kötüsü olmaya devam eder; battıkça batarsınız. Size siyaset magandası derler; hem de yavan/basit/sıradan bir maganda.

Siyasi çalışmalarınızın dinamosu; hırs, haset, bencillik ve çıkar sarmalından oluşuyorsa, gün gelir devran döner; arkanızı sıvazlayanlar bile anlarlar hanyanın [ve] konyanın nerede olduğunu; şaşırıp kalırsınız…

Hizmet aşkı, hoşgörü, özveri ve dürüstlüğü çalışmalarınızın temel ekseni yapamamışsanız eğer; belki bir süre daha, "az-biraz salınarak-sallanarak" yani acık-ucundan, az daha, biraz daha, durumu idare edebilirsiniz, fakat…

İşte bu “fakat” vakti-saati geldi mi, kader ve onun sillesi birden ve ansızın patlar ensenizde; çöker, çökelirsiniz …

Kader midir bu gelişme?

Hayır değildir.

Yapıp ettiklerinizin zorunlu ve kaçınılmaz bir sonucudur.

Batılı amcalar determinizm, diyor buna.

Bizim entellerin görmüş geçirmişleri, illiyet; yeni yetmeleri ise, nedensellik bağı, diyor.

Her ne hal ise, vaziyet aynıdır; durum özdeştir; hatta eşittir.

Ve sonuç maalesef, mafiş’tir!

Gün gelir… Çıkar bağlarıyla kurulmuş dostlukların ve "duygusal" ilişkilerin fenerinin içindeki pil biter, ışık titrer ve püf deyince sönüverir…

Çünkü çıkar ilişkileri, adı üstünde çıkara dayanır.

Musluklar tısladı mı... Su biter, kurur, akmaz olur.

Akmayınca ne olur?

Sayın siyasetçimiz kendi kaderi ile baş/başa ovada/karada/denizde tek başına/ yapayalnız kalır.

Sonra ne olur?

Elinde boş bir kova ile yeni bir kaynaktan su doldurmak için dağa çıkılır.

Dağ ne olur?

Yanar biter, kül olur.

Ve bu acıklı, sonu başından belli, trajik öykü de böylece son bulur.

Ama gelelim kıssadan hisseye: Öykülerden ders çıkarmak her baba/yiğidin harcı olmalıdır.

Zor mudur ders çıkartmak?

Hayır ve asla!

Ama önce ders çıkartma, ders alma niyeti olmalıdır.

Sonra o öykünün özünü, sözünü ve esasını süzüp, idrak edebilecek bir zihin yapısı ve kimliği olmalıdır.

Çünkü bu tür öyküleri anlamak için zekâ değil; kimlik gerekir; akıl değil ahlak gerekir; bencillik değil insanlık gerekir, kamusal çıkara dönük özgün bir kültür gerekir.

Mesela…

 

@farukhaksal42

farukhaksal@gmail.com

www.akceder.com

www.haksal.av.tr

Ad & Soyad
Eposta
Mesaj
İp: 18.232.53.231
Tarih: 25.8.2019
Akbük Mahallesi 1021 Cadde No: 26 (Sahil Yolu Üzeri) Didim - Aydın
www.akceder.com